Köken Bilin Yazıları

KANDİL VE GELEN-EK

Kadir gecesi ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de müstakil bir sûre bulunmaktadır. Bu sûrede Allahu Teala, Kur’an’ı Kadir gecesinde indirdiğini ve bu gecenin bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirmiştir. Bakara suresinin 185. ayetinde de Kur’an’ın Ramazan ayında indirildiği beyan edildiği için Kadir gecesinin Ramazan ayında bulunduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Fakat bunun Ramazanın 27. gecesi olduğuna dair kesin bir delil yoktur. Kadir gecesi ile ilgili hadislere bakıldığında Peygamber efendimizin mü’minlere tavsiyesi, Kadir gecesini Ramazanın son on gününde ve özellikle de tek gecelerinde aramaları şeklinde olmuştur.

Kadir gecesi dışında bugün toplumun geneli tarafından “kandil” olarak adlandırılan hiçbir gece Kur-an’da yer almaz. Kandil’lerin tamamı gelenektir. Adı üzerinde “GELEN – EK”. Allah’ın emri değildir. Peygamber efendimiz de kutlamamış ve tavsiye de etmemiştir. Hadislerde ve sünnetlerde de yoktur.

Peki Peygamber efendimizin bile kutlamadığı böylesi geceler nasıl oldu da hayatımıza giriverdi? Ya da ne zaman? Üstelik Mevlit gecesi, Regaip gecesi, Miraç gecesi ve Berat gecesi başlangıçta kandil olarak da adlandırılmıyordu. Tıpkı Kadir Gecesinde olduğu gibi onlara da Kandil değil Gece deniyordu…. Peki ilk kez ne zaman ve hangi sebepten kandil olarak adlandırıldılar?

Osmanlı padişahı II. Selim döneminde (1566-1574) padişah emriyle camiler aydınlatılır ve minarelerde kandiller yakılır. İlk kez 16. yy ortalarında başlatılan bu GELEN-EK o güne dek Mevlit gecesi, Regaip gecesi, Miraç gecesi ve Berat gecesi olarak kutlanan bu gecelere dair betimlemenin Mevlit kandili, Regaip kandili, Miraç kandili ve Berat kandili olarak evrilmesine sebebiyet vermiştir. Peki ya Peygamber efendimizin bile kutlamadığı ve tavsiye dahi etmediği bu kandiller ne anlama gelmektedir? Ve sahih hadislere mi dayanmaktadır?

BERAT GECESİ
Berat “kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelen Arapça berâe-berâet kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Berat gecesinin fazileti ile ilgili olarak Hz. Peygamber’den nakledildiği bildirilen birkaç rivayet bulunmaktadır. Fakat bu rivayete kitabında yer veren İmam Tirmizî (ö. 279/892) ve onun hocası İmam Buhârî (ö. 256/870) başta olmak üzere birçok âlim, bu hadislerin rivayet zincirlerinde problem bulunduğunu, dolayısıyla hadislerin zayıf olduğunu ve bunlarla amel edilemeyeceğini belirtmişlerdir.

Berat gecesinin faziletine dair Sünen-i İbn Mâce’de geçen iki rivayet daha bulunmaktadır. Hadis âlimleri o rivayetlerin de “zayıf” olduğunu belirtmişlerdir.

Müfessirlerden Ebû Bekir İbnu’l-Arabî (ö. 543/1148) bu gecenin fazileti hakkında bir tek sağlam hadisin bile gelmediğini, dolayısı ile bu konu ile ilgili olarak hadis diye dolaşan sözlere itibar edilmemesi gerektiğini söylemiştir.

Gerçekten de Peygamber efendimizin ve sahabe-i kiramın mescitlerde bu geceyi ihya etmek için toplandıkları, özel dualar ettikleri, bugün özellikle ülkemizde olduğu gibi bu geceye has namaz kıldıkları şeklinde tek bir rivayet dahi gelmemiştir.

REGAİP VE MİRAÇ KANDİLLERİ
Ebû Bekir İbnu’l-Arabî bu konuda şöyle demiştir: İkisi de Recep ayında kutlanan Regâip ve Mirac kandilleri ve bu gecelerin kutlanması gerektiğine dair öne sürülen şeylerin de herhangi bir delili bulunmamaktadır. Özellikle tasavvufi eserlerde yer alan, Hz. Peygamber’in Regâip gecesinde ana rahmine düştüğü (!), Recep ayının ilk Perşembe günü oruç tutup gecesinde Regâip namazı adıyla bir namaz kılmanın sevap olduğu ve bu gecenin birçok faziletinin bulunduğu yönündeki rivayetlerin “asılsız” olduğu hadis âlimlerince belirtilmiştir.
“İslam âlimlerinin büyük bir kısmı Hz. Peygamber, sahâbe ve tâbiîn dönemlerinde Regâip kandilinin bilinmediğini, kandil geceleri kutlanmasının diğer dinlerin tesiriyle ortaya çıktığını, dolayısıyla bu gecede özel bir ibadet yapmanın dinde yeni ibadet ihdası anlamına geleceğini, Resul-i Ekrem tarafından genel olarak bidatlerin yasaklanmasının yanı sıra Cuma günü ve gecesi özel bir ibadet yapılmasının da yasaklandığını, bu sebeple Regâip günü ve gecesinde muayyen ibadetler yapmanın dinen sakıncalı olduğunu belirtmişlerdir.”

MEVLİD KANDİLİ
“Doğum yeri” ve “doğum zamanı” anlamına gelen Mevlid, Hz. Peygamber’in doğum günü kutlamalarına denildiği gibi aynı zamanda bu kutlamalarda okunmak üzere kaleme alınan eserlerin ortak adıdır. Hz. Peygamber, Ashâb-ı Kirâm, Emevî ve Abbâsîler dönemlerinde herhangi bir kutlama örneğine rastlanmayan Mevlid kandili, ilk kez hicretten yaklaşık üç yüz elli yıl kadar sonra Mısır’da, Şii Fâtimî Devleti döneminde kutlanmıştır. Hz. Peygamber’in doğum günü olan bu günün/gecenin birtakım ibadetlerle kutlanmasına yönelik herhangi bir delil de mevcut değildir.

Özetle Peygamber efendimiz ve Ashâb-ı Kirâm dönemlerinde görülmeyip onunla amel edilmeyen, hatta bir benzeri olmayan ve İslam’da olmadığı halde sonradan ortaya çıkan ve ibadet kabul edilen görüş ve ameller, sünnete aykırı davranışlara bid’at denilir.

Dinde sonradan ortaya çıkan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi durumlar hakkında Resûlullâh şöyle buyurmuştur:
“İşlerin en kötüsü sonradan ihdas edilenler / ortaya çıkarılanlardır.”
“Sonradan ihdas edilen her şey bid’attir”
“Her bidat dalalettir, her dalalet de ateştedir.”

İmam Malik’in konuyla ilgili şu sözünü hatırlamakta da büyük fayda vardır:
“Kim, bu ümmet içerisinde (din adına) geçmişte olmayan bir şey ihdas ederse (ortaya çıkarırsa) bu kişi, Hz. Peygamber’in Allah tarafından kendisine verilen risalet (elçilik) görevine ihanet ettiğini iddia etmiş olur. Çünkü Allah Teala “…Bugün dininizi olgunlaştırdım; size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı uygun gördüm…”(Mâide, 5/3) buyurmuştur. Bu yüzden, o gün din olmayan (dine dâhil olmayan) şey bugün de din olamaz!”

Sonuç olarak; Kur’an’da da sünnette de bugün geniş halk kitleleri tarafından kutlandığı şekliyle kandil gecelerine işaret yoktur. Mübarek kabul edilen bu geceler, Hz. Peygamber ve ashabından çok sonra (en erken 350 yıl sonra!) Mısır ve Kudüs’te kutlanmaya başlamış, daha sonra İslam dünyasının çeşitli bölgelerine GELEN-EK olarak yayılmıştır ki; bu Resullüllahın tasvip etmediğini açıkça belirttiği bir durumdur.
Bu kutlamalar İslam’ın bir emri veya bir tavsiyesi değildir. Müslüman toplumlar tarafından ortaya çıkarılmış ve bir “gelenek” hâline gelmiştir. Neyin ibadet neyin gelenek olduğunun Müslümanlarca bilinmesi de elbette ki zaruridir.

Kur-an’ı okumak için, iyi insan olmak için belli gün ve gecelere de ihtiyaç olmasını doğru bulmak mümkün değildir…

Her günümüz iyi geçsin. Her günümüz kutlu olsun. Her günümüz hayırlı olsun…

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

Read More