Sağlık hizmetleri muharebeler boyunca ikinci bir savaş alanı oluşturacak ölçüde kritik bir hacimdedir. Cephede, yakın veya uzak hastanelerde, ağır ve çok zor şartlarda hassas bir hizmeti büyük bir özveriyle yürütmüş olan doktor, hemşire, hasta bakıcı ve tezkerecilerin oluşturduğu sağlık hizmeti kadrosu; savaşların ADSIZ VE İDDASIZ kahramanlarıdır. Onlar da pek çok diğerleri gibi adanmış hayatlardır.

Çanakkale’de sıhhiyeciler hafif yaralanmaları olan askerlere; çantalarının kapağının arkasında dikili veya ceketinin iç arka alt ve üst kısmında mevcut harp paketindeki malzemelerle ilk müdahaleyi yapar ve askeri ateş hattının hemen gerisindeki korunaklı YARALI YUVALARIna götürürdü.

Osmanlı askeri; zaferin Allah’tan geldiğine ve şehadete inanırdı. Öyle ki geride kalanlar tarafından; “ŞEHİT” OLARAK YÂD EDİLMEK bir onurdu. Cephe gerisinde ağır yaralıların tedavi edildiği hastanelerde acı ve ölüm kol geziyordu. Tabip komutanlar yanlarında hekim matarası taşırdı.

Elbette tedavi ile kurtarılamayacak durumda “AĞIR YARALILAR” vardı. İşte bu ölüm döşeğindeki; yaralı askerin ağzını tatlandırmak için onlara HEKİM MATARASIndan şerbet verirdi. Bu şerbeti diğerlerinden ayıran 2 temel özellik vardı. Birincisi şerbet yapılırken kullanılan su zemzemdi. İkincisi sadece artık iyileşme ihtimali kalmayan askerlere verilmesiydi.

Suyu zemzemden bu şerbet kendisine ikram edilen asker de ARTIK DÖNÜŞÜ OLMAYAN bir yola girdiğini bilirdi. Tam da bu nedenle bu şerbete ŞEHADET ŞERBETİ denilirdi.

İşte o günden beri ŞEHİT olduğunu duyduğumuz veya ŞEHADETE YÜRÜYEN birini anlattığımız sırada fiilen o şerbeti içmemiş olsa bile “ŞEHADET ŞERBETİNİ İÇTİ” deyimini kullanıyoruz.
Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Leave a Comment

Your email address will not be published.

You may also like

Read More